|
Avcı. Zindanın tünelini anlattı |
|
Hanefi Avcı/ Cezaevinde Tünel Bulunması ve Eğitimin Önemi Meslek hayatım boyunca, en önemli şeyin bilgi ve bilgi elde etmenin yolunun da eğitim ve okumak olduğu kanaatini edindim. Okumak, ama özünde kendi mesleğiniz ve faaliyet alanınıza giren konulan iyi okumak, bu konular hakkında kapsamlı ve donanımlı bilgiye sahip olmak çok önemlidir. Dışarıdan bakıldığında bu durum pek fark edilmese de işin içine girildiği zaman asıl marifetin bu olduğu görülür. |
|
Devamını oku...
|
|
|
İşte Katil Evren'in iddianamesi |
|
Aziz Gülmüş / Kürtler asırlardır esaret altında tutuluyorlar. Soykırım, tehcir, tecavüz, köle pazarında topluca satılma Kürtlere karşı defalarca tekrarlanmış insanlık suçlarından sadece bir kısmıdır. Halife Ömer bin Hattab zamanında 15 bin Kürt`ün Cizre`den Bağdat`a kadar belirli aralıklarla çarmıha gerildiği tarih kitaplarında anlatılır. Osmanlı komutanı Murat Paşa`nın "Kuyucu" lakabı 80 bin kürt`ü kazdırdığı kuyulara doldurtup üzerlerini toprakla örtmesine istinaden verilmiştir. Alman generali Moltke, Kürtlerin kaynayan su kazanlarına konularak öldürüldüğüne tanıklık ettiğini anılarında yazmıştır. (Önsöz`den) |
|
 Ana! Esas Duruşa Geç Müslüm Üzülmez kırk kapı açıldı kırk kapı kapandı iki gözü iki çeşme anam içeri alındı Devrimciler biraz divane olur. Fırtınalara aldırmazlar yürekten menzili uzak umutlara koşarlar. Aşkla yıldızlara bekçilik edip sevdayla güneşin doğuşunu bekler. Gökyüzü mavi özgürlüğün, yaşadıkları topraklar zulmün karanlığı altındaysa geceleri cehennem sıcağında üşürler. Altın başaklı buğday başaklarının herkese yetecek aş, özgürlüğün tüm dillerde coşkuyla söylenen bir türkü olmasını isterler. 12 Eylül’le birlikte bu kızıl güzel düşlere dolu vurdu. Ve sadece yıldızların bekçileri güneşin çocuklarının değil, tümden Türk ve Kürt halklarının üzerlerine kanlı karanlık çöktü. Gece yarıları yollar kesildi, kollar kırıldı. İstanbul’dan, Diyarbakır’dan ve adı dahi duyulmayan kasaba ve köylerden umutla havalanan güvercinler vuruldu kanatları yerde kaldı. Diller yasaklandı. İnsanlar lal oldu. Ülke hapishaneye, hapishaneler ölüm kampına dönüştü. Yılanın zehri dilinin altındadır. İyi olan yaşamı, kötü olan ölümü davet eder. Veremli, hastalıklı ruhlar kan ve ölüm istiyordu. İstek gerçekleştirildi: Diyarbakır 5 Nolu Askeri Cezaevi cehennemin diğer adı oldu. |
|
Devamını oku...
|
|
|
D.Bakır Zındanı tiyatro da |
 Bia net /diyarbakır 5 no'lu cezaevi" sahnede bir örümcek, bir sinek, bir fare, bir köpek, bir gardiyan ve bir mahkûm tek vücutta dile geliyor; aklın ve hayal gücünün sınırlarını zorlayan insanlık dışı bir vahşeti anlatıyor.. mustafa sütlaş
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
İstanbul - Haber Merkezi 13 Aralık 2011, Salı mîrza metin'in ilk dikkatimi çeken yanı tiyatroya olan sevgisi, emeğe yönelik saygısı ve bir karşılık beklemeden kendinden verenlere yönelik inancı ve güvenciydi. "erk"i tanımayan ve değer vermeyenler en önce birbirlerini buluyor. bir tür çekim gücü var bu "erk tanımaz"lık halinin; tıpkı "tanrı tanımazlık" gibi! ayrı ve özel bir dil oluşturuyorlar böyleleri kendi aralarında! sonra o dil başka benzerler tarafından da kullanıla kullanıla anonimleşiyor, bir çeşit ortak dile dönüşüyor. o zaman anlaşmak için kullanılan "resmi dil"in hiçbir anlamı kalmıyor. |
|
Devamını oku...
|
|
Diyarbakır Cezaevi'nde yaşadığı işkenceleri unutamadığını söyleyen Dr. Sinan Olcan, 32 yıl sonra Kenan Evren ve arkadaşlarından davacı oldu. Olcan, Diyarbakır Başsavcılığı'na sunulmak üzere Sapanca Savcılığı'na verdiği dava dilekçesinde üniversite 4. sınıf öğrencisiyken yaşadıklarını şöyle anlattı: "Günde 8 saat işkence gördüm. Hortumla bayılana kadar dövdüler. Mazgalları kaldırtıp insan dışkısı bile yedirdiler."Darbe şartlarının olgunlaşmasını bekleyen cunta, 12 Eylül 1980 sabahı ülke yönetimine el koymuştu. Parlamento ve hükümet feshedildi. Yüz binlerce kişi gözaltına alındı. Karakollarda, cezaevlerinde işkence altında imzalatılan ifadelerle, suçsuz onlarca insan idam edildi. Darbenin ardından öğrenci gösterisine katılması bahane edilerek gözaltına alınanlardan biri de Sinan Olcan'dı. 2 Aralık 1980'de tutuklanarak gönderildiği Diyarbakır Cezaevi'nde üç yıl kaldı. Olcan, "O dönem iç güvenlik amiri Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran'dı. İnsanın onurunu ayaklar altına alan işkenceler yapıyorlardı. Ali Sarıbal isimli arkadaşımızı demir sandalye ile 170 kişinin gözü önünde öldürdüler." diyor. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Savcılık soruşturma başlattı |
İSMAİL AVCI DİYARBAKIR
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 1980-1988 yılları arasında Diyarbakır Cezaevi'nde yaşanan işkence iddialarılya ilgili soruşturma başlattı.Edinilen bilgilere göre, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Durdu Kavak, suç duyurusunda bulunanların ifadelerine başvurdu. Kavak'ın, o dönemde bakanlıkta görev yapmış sivil personelin kimlik bilgilerini istediği öğrenildi. Bu bilgiler geldikten sonra, gerek gördüğü sivil ve askerî kişiler hakkında soruşturma açacağı belirtiliyor. |
|
Devamını oku...
|
|
|
D.Bakır cezaevinde neler oldu? |
Selim Çürükkaya/ Bu resimlerdeki kişi, Yılmaz Yalçıner dir. Birinci resim bu günkü halidir. ve işkenceye karşıdır. İkinci resim Diyarbakır cezaevindeki halidr ve iskelet haline getirilmiş Kürt çocuklara kemalizm dersini veriyor. 12 Eylül darbesinden hemen sonra uçak kaçırmış, Diyarbakır'a indirmişti. Burada Kemal Yamak ın yönettiği bir operasyonla yakalınmış, arkadaşlarıyla birlikte Diyarbakır zindanına konulmuştu. 24 Ocak 1981 Tarihinde iç güvenlik amiri olarak Esat oktay Yıldıran atanınca, cezaevinde çocuk yaştaki insanlar bir koğuşa toplandı ve bu çocuklar Yılmaz Yalçıner'e "etleri senin kemikleri benim" sözüyle Esat tarafından Yılmazer'e teslim edilmştir. Evet malesef Yalçıner Diyarbakır cezaevinde Esat oktay Yıldıran'ın işkencecisiydi. Esat Oktay Yıldıran oruç tuttu gerekçesiyle yaşlı insanlara bok yedirirken, Yılmaz Yalçıner "islamın bir savunucusu" olarak Esat Oktay Yıldıran'ın zulüm düzeninin bekçisiydi. Bazıları, orada zulüm vardı, korku vardı, mecbur kaldı, yaptı diyebilirler. Ama gerçek bir müslümün asla zulümün kulu ve uygulayıcısı olamaz. Bu gün o cezaevi hakkında yapılanları eleştiriyor. Ben buradan kendisine çağrı yapıyorum, Kendisi orada İtirafçılar ve Esat Oktay ile birlikte çalışmıştır orad işkence yapanların hemen hepsini tanır ve bilir. Gerçekleri açıklamasını istiyorum ve Ayşe Düzkıran ın yazısını veriyorum / |
|
Devamını oku...
|
|
|
Diyarbakir cezaevi... Yine |
Yılmaz Odabaşı / Can Dündar'la Rıdvan Akar "Ecevit'in Gizli Arşivi"ne girip oradan bir kitap çıkardılar. O kitabın sansasyonel birtakım bölümlerini Milliyet'te yayınlandılar ya, o bilgilerin içinde en çok dikkat çekici olanlardan biri de, Albay Haşim Toson'a hazırlatılan "Kürt raporunda" Kürtlerden, "kendilerini Kürt sanan vatandaşlar" diye söz edilmesiydi. Raporun Kürt sorununun çözümüyle ilgili "albayımın" (Oğuz Atay'ın kulakları çınlasın) bulduğu dahiyane çözümden ise hiç söz etmeyeceğim; çünkü "tehciri" öneriyor albayım.
|
|
Devamını oku...
|
|
Şiirleri, devrimci gençliğin dilinden düşmeyen Yılmaz Odabaşı, Diyarbakır 78 kuşağının öne çıkan isimlerinden biriydi. Hukukçu olmak isteyen Odabaşı’nın bu azmi, İzmir’de Hukuk Fakültesi’ndeki ilk yılında, 12 Eylül 1980 günü son buldu. Tutuklandı, adı işkencelerle tarihe geçen Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde 1 yıl 2 ay hapis yattı(...)
|
|
Devamını oku...
|
|
Eylül'de yaşadığı işkenceyi resimledi 12 Eylül darbesinden sonra 4,5 yıl Diyarbakır Cezaevi'nde kalan ressam Arif Sevinç, anlatanın da dinleyenin de ruh yapısını bozacak seviyede ağır işkenceleri tahliye olur olmaz tuvale aktardı. 17 Ağustos 2010 - |
|
Devamını oku...
|
|
Diyarbakır'ın kapıları yorgun bir şehrin kalbine açılır. Her gün yeni hikayelerle çoğalan bir tarihin biriktiği kalbine. Bir kapısı daha vardır Diyarbakır'ın; en az diğer kapıları kadar bilindiktir. Bu kapı ölümün, özlemin, ayrılığın, insana ait ne kadar acı varsa biriktiği bir dünyaya açılır. Kapılar ve kapıların ardında yürekler atar. Sıra sıra küçük odalarda insanlar yaşar, insanlar küçük mazgal deliklerinden dışarıya taşar. Emek caddesi üzerindeki Diyarbakır E Tipi Cezaevinin kapısından bahsediyoruz. Ve bu kapının ardında 12 Eylül sürecindeki korkunç işkenceleri yaşayan insanlardan. |
|
Devamını oku...
|
|
Diyarbakır cezaevinin belgeselini Çayan Demirel yapmıştı. Biz bu filmin bir bölümüne ulaşabildik. Siz değerli okuyucularımız için sitemizde yayınlıyoruz. Bu filmden dolayı önce Sayın Çayan Demirel'e ve bütün katılımcılara teşekkür ediyoruz. Filmi izlemeniz için aşağıdaki linki tıklmanız yeterlidir.
http://video.mynet.com/h.bilgehancihanci/5-No-lu-Cezaevi-Belgesel-film/1084969/ |
|
|
Resamların gözüyle D.Bakır zindanı |
Diyarbakır cezaevinde yaşanan olaylar, yapılan vahşet kalemle anlatılamadı. Romanları yazıldı, şairler şiirle anlatamadılar. Yönetmenler kamerayla anlatmaya çalıştılar. Birde resamlar devreye girdi kare kalem ve fırçayla anlatmaya çalıştılar. İşte bunlardan iki ayrı çalışma onlarıda bilgilerinize sunuyoruz |
|
Devamını oku...
|
|
|
Diyarbakır cezaevi film oluyor |
Dünyanın en kötü 10 cezaevi arasında gösterilmişti. Orada yaşananlar birçok belgesele konu oldu. Şimdi beyaz perdeye uyarlanıyor. 12 Eylül'de Diyarbakır Cezaevi'nde yaşananlar sinemaya uyarlanıyor. Tuncel Kurtiz, Tarık Akan, Nejat İşler gibi isimlerin rol alacağı “Bir Daha Olmasın”, 27 ülkede vizyona girecek. |
|
Devamını oku...
|
|
Selim Çürükkaya / Diyarbakırda KCK davası görülmeye başlandı. Siyasi Tutsaklar, her tarafı kapalı arabalara bindirilmiş, ardarda gidiyorlar, arabaların demir parmaklıklı küçük pencerelerinden bizlere zafer işareti yapıyorlar. Diyarbakır halkı siyasi tutsakların bindirildiği arabaların geçeceği yolların iki tarafına dizilmiş, arabalara doğru ellerini kaldırmış, onlarda zafer işareti yapıyorlar.
|
|
Devamını oku...
|
|
Diyarbakırda önemli bir buluşma. Sempozyumunda konuşan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Vedat Ahsen Coşar, “Diyarbakır askeri cezaevinde yaşananlar, insan olarak bizim utancımızdır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin utancıdır. Keşke bu topraklarda tarih başka türlü yazılsaydı. Biz bugün böylesine utanmasaydık” dedi. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı BDP'li Osman Baydemir ise 1915 olaylarıyla yüzleşilmeden 12 Eylül ile yüzleşilemeyeğini söyledi. |
|
Devamını oku...
|
|
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Vedat Ahsen Coşar, "Diyarbakır Askeri Cezaevinde yaşananlar insan olarak bizim utancımızdır. Türkiye Cumhuriyet Devleti'nin utancıdır" dedi. Diyarbakır Cezaevi Gerçeğini Araştırma ve Adalet Komisyonu'nca "Türkiye, Diyarbakır Cezaevi Gerçeğiyle Yüzleşiyor" sempozyumu düzenlendi. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Bir zamanlar Diyarbakır Cezaevinde |
Aziz Üstel / Diyarbakır Cezaevi; korkuya, cinayete, vahşete, işkenceye yükselen bir anıt. Biliyor musunuz 1981-1984 yılları arasında tam 34 kişi ölmüş, yüzlerce kişi sakat kalmış Diyarbakır Cezaevi’nde. Burada tutuklu kalıp da kurtulanların anılarına az biraz kulak verin hele: |
|
Devamını oku...
|
|
Diyarbakır Cezaevi Sıkıyönetim Görevlilerine Davet: Yüzleşin! Gerçekleri Araştırma ve Adalet Komisyonu, "Türkiye Diyarbakır Cezaevi Gerçeğiyle Yüzleşiyor" sempozyumunda, 12 Eylül öncesi ve sonrası cezaevindeki işkenceleri yargıya taşıma kararı aldı. Komisyon, o dönem cezaevinde bulunan gardiyan ve doktorların da tanıklıklarını bekliyor. |
|
Devamını oku...
|
|