|
12 Eylül Karanlığında Diyarbakır Şafağı |
Selim Cürükkaya / "Hitler, milyonlarca insanı gaz odalarında boğmuş, fırınlarda yakmıştı. İnsan gaz odasında boğulunca, fırında yanınca, bütün acılarını unutur. Artık işkenceleri hayal edemez, acıları duyamaz. İşkencenin vücudunda yarattığı yaralarla dolaşamaz. Ürkek olarak yaşamaz. Kırılan ayağını peşinden sürüklemez. İşkenceye karşı koymadığından utanç duymaz.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Diyarbakır cezaevinin filmi çekildi |
|

Adem Demir / Diyarbakır Cezaevi'nin filmi çekildi 12 Eylül darbesinin ardından gündemden düşmeyen Diyarbakır Cezaevi'nde uygulanan işkence yöntemleri bir belgesele filme konu oldu. Diyarbakır Cezaevi'nde kalan tutuklu ve hükümlere yönelik insanlık dışı uygulamaların yoğun olarak yaşandığı dönemin üzerinde 32 yıl geçti. 12 Eylül 1980 ve sonrasında Diyarbakır Zindanı'nda kalanlara uygulanan işkenceler aradan geçen onca zamana rağmen dönem dönem gündeme geliyor. Yüzlerce kitaba konu olan o dönemin işkence metotları çekilen bir belgesel filmle yeniden gündemde. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Salih Sezgin zindanı Anlatıyor |
|

Salih Sezgin 1980 lerde Diyarbakır cezaevinde tutsaktı. Gördüğü işkencelerden dolayı akli dengesini yitirdi. İçerde okuma yazma öğrendi. Yaşadıklarını yazdı. Katıldığı tv proğramında konuştu. Onu izlemek için aşağıdaki linki tıklamanız yeterlidir: |
|
Devamını oku...
|
|
|

Beş nolu cezaevi filminin belgeseli yönetmen Çayan Demirel tarafından çekildi. Filmin tümünü burada sizlere sunuyoruz. |
|
Devamını oku...
|
|
Esra Aydın / Diyarbakır 5 no’lu cezaevi ile ilgili okuduğum ilk kitap, cezaevinde yaşadıklarını müstear ismi ile anlatan bir üniversite öğrencisi tarafından yazılmıştı. Kitabın basımı doğduğum yıla tekabul ediyordu. Kitabı ilk tanıyışım/okuyuşum ise basımdan yaklaşık 20 yıl sonraydı. Yaşamın ilerisinde miyim yoksa gerisinde miyim kavrayamadım. Birkaç yıl öncesinde kadar bu konu ile ilgili kitap ve dergilerim kitaplığımda ters dururdu. Her yerde ağza alınmazdı diyarbakır 5 no’lu. Zaten “insanlık dışı uygulamaların olması onu ağza anılmız, inanılmaz kılıyordu. Dolayısıyla konuşmanın kendisi anlamsız kalıyordu… Fakat Allah günleri aramızda döndürüyor. Şimdi konuşurken susturmak ayıplanıyor. Son dönem nostaljik dizi furyası ve sözünü perdede nasıl söyleyeceğini artık bilen yönetmenlerin vesilesi ile güneş üzerindeki balçık/pislik temizlendi. Şimdi yalnızca şaşkınlık kaldı…
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Diyarbakır cezaevi belgeseli: Demokrasi arşivi |
|

Ali Bayramoğlu Demokrasi Arşivi adlı bir televizyon proğramında Diyarbakır cezaevini anlattı. Onu ve konuklarını sayfalarımıza alıyoruz. Proğramı izlemek için aşığıdaki linki tıklamanız gerekiyor: |
|
Devamını oku...
|
|
|
Wê Stranê Bêjê Diyarbekir |

N. Ferhat Sağnıç / Selim Çürükkaya’ nın daha önce Komal basım evinden çıkan 'O Türküyü Söyle' adlı kitabın filmi çekildi. Diyarbakır 5 nolu cehennemini anlatan romanı yazıldı. Sıra filmindeydi o da yapıldı. Birkaç yıldır sabırsızlıkla beklemiş olduğum film nihayet 9 Haziran 2012 de Stockholm’ da galası yapıldı. Kalabalık bir seyirci ve davetliler tarafından izlenen film duygusal anlar yaşandığın Selim'in makalesinden anlıyoruz. Av Hüseyin Yıldırım, Mehdi Zana , Laleş Qaso, Bubê Eser, Aysel Çürükkaya gibi mağdurlar, tanıklar galada bir araya gelmişler. Film; Fuat Çavgun, Psikolog Hişyari Dirok, Avukat Mustafa Gözcan ve birkaç tanıkla yapılan söyleşilerle Diyarbakır cezaevinin vahşetini tanık anlatımları ile güçlendirilmiş. Selim Çürükkaya 5 dakikalık filmin fragmanını bana izlettiğinde aynı duyguları bende yaşadım. Film Kürdçe Türkçe olarak hazırlanmış büyük bir emek verildiği, çokça zaman ve para harcandığını anlıyoruz. Film tümüyle anlatım ve canlandırma olarak çekilmiş yarı belgesel sinema filmi. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Wê Stranê Bêjê Filminin galası |

Selim Çürükkaya / 2012 Mayıs ayının 15 inde “Wê Stranê Bêjê” filminin son rutuşları tamamlanacaktı. Ortağım Akif Hasan'a telefon ettim, ayın yirmi ikisinde kesin olarak bitermi? dedim. “Evet“ deyince İsveç’in başkenti Stockholm’ de oturan arkadaşım Paşa Uzun’a telefon açtım. Filmin Kürtçe versiyonunun galasının Stockholm de yapılması konusunda bana yardımcı olup olmayacağını sordum. Paşa elbette yardımcı olacağını söyledi, iki gün sonra Stockholm’ deki Kürt federasyonunun kesin olarak yardımcı olacağını, Kürt kütüphanesinin ise filmi izledikten sonra karar vereceğini bildirdi. Durumu ortağıma bildirdim, oda Stockholm’ de galanın yapılmasının iyi olacağını ve hemen filmi acil olarak yollayacağını söyleyince, Paşa’ ya: "bekle film gelecek" haberini verdim. Mayıs ayı bitti, ama film bir türlü gitmedi. Paşa, girişim yaptığı kurum ve kişiler karşısında, ben ise, Paşa karşısında mahçup kalmıştım.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Ve Strane beje (O Türküyü Söyle) |
|

Selim Çürükkaya / Bu site yeni yayina gectiginde amacimiz Diyarbakir zindaninin filmini cekmektir demistik. Iste bu amacimiza ulastik. We Sıtrane Beje Diyarbekir Filminin Kurmanci ve Türkçe versiyonları tamamlandı. Bu filmin Çekimleri Almanya Stockholm ve Hevler de yapıldı. Film de 1980 83 Yıllarında Diyarbakır cezaevinde tutsak olarak kalan tanınmış Kürt aydınları konuştu. Filmin Senaryosunu Selim Çürükkaya yazdı, Akif Hasan yönetmenliğini yaptı. Filmin Kürtçe versiyonunda Tanınmış Ünlü Kürt ozanı Şivan Perver moderatörlüğü üstlendi. Türkçe versiyonunun moderatörlüğünü Dara Kutlay yaptı. Yarı canlandırma yarı röportajlardan oluşan ve bir moderatör tarafından sunulan filmin Kurmanci ve Türkçe versiyonunun klibini izlemek isterseniz aşağıdaki linki tıklayınız: |
|
Devamını oku...
|
|
|
Selim çürükkaya ülke tvde Zindanı anlattı |
|

Madiya.net / Bu Gün 12 Ocak Perşembe, 2012 Türkiye saatiyle saat 20 de Sitemizin yazarlarından M. Selim Çürükkaya Ülke TV nin ana haber proğramının konuğu.Proğramda Ünlü Diyarbkır cezaevi, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya için Savcının hazırladığı iddianame, Diyarbakır sivil cezaevinin altında çıkan kemikler konuşulacak. Gazetemizin yazarlarından Selim Çürükkaya 24 Mayıs 1980 ile Mart 1987 arasında Diyarbakır cezaevinde kalmış. Orada insanlara yapılmış bütün işkennceleri görmüş, işkencelere karşı çıkmıştır. Sıkıyönetim mahkemelerinde bu işkenceleri dile getirmiş ve 146 sayfalık savunması ile bu işkencelerin detaylarını yazarak askeri mahkemenin huzurunda okumuştur. Henüz cezaevinden tahliye olmadan "12 Eylül karanlığında Diyarbakır şafağı" adlı iki ciltlik romanını kaleme alıp dışarda yayınlatmıştır. Yine "Demirci Kawa ve çağdaş Kawa" adılı Tiyatro kitabını yayınlatarak Diyarbakır cezaevindeki uygulamaları anlatmış, tahliye olduktan sonra "we strane beje" adlı film senaryosu kaleme alıp yayınlamış ve bir arkadaşıyla birlikte Diyarbakır cezaevinin belegeselini çekmiştir."www.diyarbakirzindani.com " sitesini açarak, bir arşiv oluşturmuştur. Bu gece Selim hayatı boyunca hep anlatığı, ama bir türlü anlatamadığı Diyarbakır zindanını bize anlattacak. Bu akşam Türkiye saatiyle saat 20 de, ülke tv de, Ersoy Dede nin Anahaber proğramında 1. Bölüm:Tıkla:http://videonuz.ensonhaber.com/izle/curukkaya-diyarbakir-cezaevi-nde-ne-yasandi 2. Bölüm: http://videonuz.ensonhaber.com/izle/selim-curukkaya-ergenekon-pkk-baglantisi-nedir  |
|
|
Kurdistan Aktuel / 12 Eylül darbasinin yapan, başta Kenan evren iki Genaral hakkında dava açıldı. Savcı iddianameyi hazırladı, mahkeme iddianameyi kabul etti. Bir zamanların ünlü diktatörü bu gün resmen sanık. Anayasanının kendisini yargılayacak olan maddesinin kaldırılması için referanduma sunulurken "hakkımda dava açılırsa kafama sıkarım" diyen Diktatör Kenan Evren'in sesi çıkmıyor. Savcı çok ilginç bir iddianame hazırladı. Kenan Evren ve onun yönetiminin yaptıkları işkence yöntemleri tek tek sayıldı. Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya aysbergin tepesidir, onlar bir çıksınlar mahkemenin huzuruna bakalım, geris işkence gören herkesin, öldürülen bireyin, ailesinin mahkemelerin kapılarına üşüşmesi ve katillerin yakasına yapışmasıyla gelir. 12 Eylül iddianamesini tam olarak veriyoruz:
http://www.hukukum.com/12-eylul-iddianamesi-tam-metin.html |
|
|
Avcı. Zindanın tünelini anlattı |
|
Hanefi Avcı/ Cezaevinde Tünel Bulunması ve Eğitimin Önemi Meslek hayatım boyunca, en önemli şeyin bilgi ve bilgi elde etmenin yolunun da eğitim ve okumak olduğu kanaatini edindim. Okumak, ama özünde kendi mesleğiniz ve faaliyet alanınıza giren konulan iyi okumak, bu konular hakkında kapsamlı ve donanımlı bilgiye sahip olmak çok önemlidir. Dışarıdan bakıldığında bu durum pek fark edilmese de işin içine girildiği zaman asıl marifetin bu olduğu görülür. |
|
Devamını oku...
|
|
|
İşte Katil Evren'in iddianamesi |
|
Aziz Gülmüş / Kürtler asırlardır esaret altında tutuluyorlar. Soykırım, tehcir, tecavüz, köle pazarında topluca satılma Kürtlere karşı defalarca tekrarlanmış insanlık suçlarından sadece bir kısmıdır. Halife Ömer bin Hattab zamanında 15 bin Kürt`ün Cizre`den Bağdat`a kadar belirli aralıklarla çarmıha gerildiği tarih kitaplarında anlatılır. Osmanlı komutanı Murat Paşa`nın "Kuyucu" lakabı 80 bin kürt`ü kazdırdığı kuyulara doldurtup üzerlerini toprakla örtmesine istinaden verilmiştir. Alman generali Moltke, Kürtlerin kaynayan su kazanlarına konularak öldürüldüğüne tanıklık ettiğini anılarında yazmıştır. (Önsöz`den) |
|
 Ana! Esas Duruşa Geç Müslüm Üzülmez kırk kapı açıldı kırk kapı kapandı iki gözü iki çeşme anam içeri alındı Devrimciler biraz divane olur. Fırtınalara aldırmazlar yürekten menzili uzak umutlara koşarlar. Aşkla yıldızlara bekçilik edip sevdayla güneşin doğuşunu bekler. Gökyüzü mavi özgürlüğün, yaşadıkları topraklar zulmün karanlığı altındaysa geceleri cehennem sıcağında üşürler. Altın başaklı buğday başaklarının herkese yetecek aş, özgürlüğün tüm dillerde coşkuyla söylenen bir türkü olmasını isterler. 12 Eylül’le birlikte bu kızıl güzel düşlere dolu vurdu. Ve sadece yıldızların bekçileri güneşin çocuklarının değil, tümden Türk ve Kürt halklarının üzerlerine kanlı karanlık çöktü. Gece yarıları yollar kesildi, kollar kırıldı. İstanbul’dan, Diyarbakır’dan ve adı dahi duyulmayan kasaba ve köylerden umutla havalanan güvercinler vuruldu kanatları yerde kaldı. Diller yasaklandı. İnsanlar lal oldu. Ülke hapishaneye, hapishaneler ölüm kampına dönüştü. Yılanın zehri dilinin altındadır. İyi olan yaşamı, kötü olan ölümü davet eder. Veremli, hastalıklı ruhlar kan ve ölüm istiyordu. İstek gerçekleştirildi: Diyarbakır 5 Nolu Askeri Cezaevi cehennemin diğer adı oldu. |
|
Devamını oku...
|
|
|
D.Bakır Zındanı tiyatro da |
 Bia net /diyarbakır 5 no'lu cezaevi" sahnede bir örümcek, bir sinek, bir fare, bir köpek, bir gardiyan ve bir mahkûm tek vücutta dile geliyor; aklın ve hayal gücünün sınırlarını zorlayan insanlık dışı bir vahşeti anlatıyor.. mustafa sütlaş
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
İstanbul - Haber Merkezi 13 Aralık 2011, Salı mîrza metin'in ilk dikkatimi çeken yanı tiyatroya olan sevgisi, emeğe yönelik saygısı ve bir karşılık beklemeden kendinden verenlere yönelik inancı ve güvenciydi. "erk"i tanımayan ve değer vermeyenler en önce birbirlerini buluyor. bir tür çekim gücü var bu "erk tanımaz"lık halinin; tıpkı "tanrı tanımazlık" gibi! ayrı ve özel bir dil oluşturuyorlar böyleleri kendi aralarında! sonra o dil başka benzerler tarafından da kullanıla kullanıla anonimleşiyor, bir çeşit ortak dile dönüşüyor. o zaman anlaşmak için kullanılan "resmi dil"in hiçbir anlamı kalmıyor. |
|
Devamını oku...
|
|
Diyarbakır Cezaevi'nde yaşadığı işkenceleri unutamadığını söyleyen Dr. Sinan Olcan, 32 yıl sonra Kenan Evren ve arkadaşlarından davacı oldu. Olcan, Diyarbakır Başsavcılığı'na sunulmak üzere Sapanca Savcılığı'na verdiği dava dilekçesinde üniversite 4. sınıf öğrencisiyken yaşadıklarını şöyle anlattı: "Günde 8 saat işkence gördüm. Hortumla bayılana kadar dövdüler. Mazgalları kaldırtıp insan dışkısı bile yedirdiler."Darbe şartlarının olgunlaşmasını bekleyen cunta, 12 Eylül 1980 sabahı ülke yönetimine el koymuştu. Parlamento ve hükümet feshedildi. Yüz binlerce kişi gözaltına alındı. Karakollarda, cezaevlerinde işkence altında imzalatılan ifadelerle, suçsuz onlarca insan idam edildi. Darbenin ardından öğrenci gösterisine katılması bahane edilerek gözaltına alınanlardan biri de Sinan Olcan'dı. 2 Aralık 1980'de tutuklanarak gönderildiği Diyarbakır Cezaevi'nde üç yıl kaldı. Olcan, "O dönem iç güvenlik amiri Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran'dı. İnsanın onurunu ayaklar altına alan işkenceler yapıyorlardı. Ali Sarıbal isimli arkadaşımızı demir sandalye ile 170 kişinin gözü önünde öldürdüler." diyor. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Savcılık soruşturma başlattı |
İSMAİL AVCI DİYARBAKIR
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 1980-1988 yılları arasında Diyarbakır Cezaevi'nde yaşanan işkence iddialarılya ilgili soruşturma başlattı.Edinilen bilgilere göre, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Durdu Kavak, suç duyurusunda bulunanların ifadelerine başvurdu. Kavak'ın, o dönemde bakanlıkta görev yapmış sivil personelin kimlik bilgilerini istediği öğrenildi. Bu bilgiler geldikten sonra, gerek gördüğü sivil ve askerî kişiler hakkında soruşturma açacağı belirtiliyor. |
|
Devamını oku...
|
|
|
D.Bakır cezaevinde neler oldu? |
Selim Çürükkaya/ Bu resimlerdeki kişi, Yılmaz Yalçıner dir. Birinci resim bu günkü halidir. ve işkenceye karşıdır. İkinci resim Diyarbakır cezaevindeki halidr ve iskelet haline getirilmiş Kürt çocuklara kemalizm dersini veriyor. 12 Eylül darbesinden hemen sonra uçak kaçırmış, Diyarbakır'a indirmişti. Burada Kemal Yamak ın yönettiği bir operasyonla yakalınmış, arkadaşlarıyla birlikte Diyarbakır zindanına konulmuştu. 24 Ocak 1981 Tarihinde iç güvenlik amiri olarak Esat oktay Yıldıran atanınca, cezaevinde çocuk yaştaki insanlar bir koğuşa toplandı ve bu çocuklar Yılmaz Yalçıner'e "etleri senin kemikleri benim" sözüyle Esat tarafından Yılmazer'e teslim edilmştir. Evet malesef Yalçıner Diyarbakır cezaevinde Esat oktay Yıldıran'ın işkencecisiydi. Esat Oktay Yıldıran oruç tuttu gerekçesiyle yaşlı insanlara bok yedirirken, Yılmaz Yalçıner "islamın bir savunucusu" olarak Esat Oktay Yıldıran'ın zulüm düzeninin bekçisiydi. Bazıları, orada zulüm vardı, korku vardı, mecbur kaldı, yaptı diyebilirler. Ama gerçek bir müslümün asla zulümün kulu ve uygulayıcısı olamaz. Bu gün o cezaevi hakkında yapılanları eleştiriyor. Ben buradan kendisine çağrı yapıyorum, Kendisi orada İtirafçılar ve Esat Oktay ile birlikte çalışmıştır orad işkence yapanların hemen hepsini tanır ve bilir. Gerçekleri açıklamasını istiyorum ve Ayşe Düzkıran ın yazısını veriyorum / |
|
Devamını oku...
|
|
|
Diyarbakir cezaevi... Yine |
Yılmaz Odabaşı / Can Dündar'la Rıdvan Akar "Ecevit'in Gizli Arşivi"ne girip oradan bir kitap çıkardılar. O kitabın sansasyonel birtakım bölümlerini Milliyet'te yayınlandılar ya, o bilgilerin içinde en çok dikkat çekici olanlardan biri de, Albay Haşim Toson'a hazırlatılan "Kürt raporunda" Kürtlerden, "kendilerini Kürt sanan vatandaşlar" diye söz edilmesiydi. Raporun Kürt sorununun çözümüyle ilgili "albayımın" (Oğuz Atay'ın kulakları çınlasın) bulduğu dahiyane çözümden ise hiç söz etmeyeceğim; çünkü "tehciri" öneriyor albayım.
|
|
Devamını oku...
|
|