| D:Bakır Cezaevinin belgeseli çekildi. |
|
|
|
|
Başka zaman havalandırmaya çıkan 6 tutuklu bir daire oluşturur, bunların üzerine de 3-4 kat olacak şekilde diğerleri kule oluşturur, gardiyanın ‘yıkıl’ komutuyla bütün tutuklular kendini bırakır ve çoğunun vücudunda kırılma, incinme veya çıkık olurdu. Günün programı devam eder; gardiyanlar koğuşa girip ‘ranza altı ol’ komutu verince, koğuştaki tutuklular ranzaların altına girerdi. Ancak tutuklular ranza altlarına sığmadığı için kiminin eli, kiminin kolu dışarıda kalır, gardiyanlar ise tutukluların dışarıda kalan uzuvlarına kalaslarla vurmaya başlardı. ‘Kervan ol’ komutu bir başka psikolojik işkencedir; havalandırmada tutuklular tek sıra dizilir, her birinden önündekinin sırtından, bacaklarından tutması istenirdi. Yine gardiyanın komutuyla tutuklular yürümeye başlar ve bu işlem ayakta duramayacak hâle gelinceye kadar sürerdi. Oğuz Güven’in yazdığı ‘Zordur Zorda Gülmek’ isimli kitapta Diyarbakır Cezaevi’ndeki uygulamalar bir bir sıralanıyor. Dahası da var; fakat onları okumayı yürek kaldırmaz Mahkûmlara uygulanan işkencelerin bedenler ve ruhlarda derin izler bıraktığı, tanıkları yıllar sonra anlatırken ortaya çıkıyor. ‘Türkçe konuş, çok konuş!’ komutunun her daim geçerli olduğu Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde (Bugünkü adıyla Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi. Adli mahkûmlar kalıyor.) yaşananlar bir devrin trajik izlerini yansıtıyor. Aslında ‘devletim’ diyen bir güruhun körlüğü, basiretsizliğiydi olanlar. 12 Eylül 1980’den Mart 1984’e kadar Kürt tutuklulara uygulanan işkenceler, nefretleri sevgilerin önüne geçirdi. Bu, çoğu uzmana göre, terör örgütü PKK’nın palazlanmasına ve güçlenmesine vesile olan planlı bir projeydi. CEZAEVİ YERİNE... Şüphesiz Diyarbakır Cezaevi üzerine çok yazılar yazıldı, anılar anlatıldı ilk ağızlardan. Herkes yaşadıklarını anlatırken bir kez daha o günlere gitti. Müzeye dönüştürülmesi fikriyle gündeme gelen cezaevi konusunda bir çalışma ortaya konuldu. Bu sefer acı satırlara sığmadı, dile geldi; belgesele dönüştürüldü. Yönetmen Çayan Demirel, 5 No’lu Cezaevi adıyla cezaevinde yaşananları belgeselde anlattı. Demirel 100 tanıkla görüşüp 45’ni belgesele dâhil etmiş. Bunlar arasında Ahmet Türk, Tarık Ziya Ekinci gibi önemli isimler var. Her tanık, yaşananları kendi penceresinden anlatıyor. Çayan Demirel, tanıkların anlatımları sırasında zorlandıklarını aktarıyor: Belgeselin tamamı daha sonra kitap olarak piyasaya çıkacak. ÇOK SAYIDA KİŞİ ÖLDÜ Belgeselde aynı zamanda 4 kadın mahkûmla da ilk kez görüşülüyor. Ayrıca çocuk kısmında kalan 2 mahkûm da ilk defa konuşuyor. Celil Beyazgül ve Fehmi Behçeçi çocuk koğuşunda kalırken o dönemde uçak kaçıran hava korsanları Yılmaz Yalçıner, Ömer Yorulmaz ve Mekki Yassıkaya’nın himayesinde eğitimden geçiriliyor. Bu çocuklara Kemalizm’in nimetleri anlatılıyor her gün. Belgeseldeki ilklerden biri de Diyarbakır Cezaevi’nde kalan bir Alman vatandaşı ile görüşülmüş olması. Van Akdamar bölgesinde çalışmalar yapan Ralph Braun, ajan olduğu gerekçesiyle tevkif edilip Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’ne getiriliyor. Burada işkencelere maruz kalan Braun, 6 ay sonra Alman hükûmetinin devreye girmesiyle serbest bırakılıyor. Cezaevinde Ali ismi verilen Braun o günleri anlatırken askerlerin verdiği ‘emret komitanım’ tekmilini hiç unutamadığını aktarıyor. Belgesel için dönemin komutanlarından Kemal Yamak ile söyleşi yapılmak istenmiş; ancak kendisi bunu kabul etmemiş. Dönemin Diyarbakır Askerî Savcısı Ümit Kardaş ile yapılan bir söyleşi de belgeselde yer alıyor. Yönetmen Çayan Demirel bu belgeselle Türkiye’nin bazı acı ve hatalarıyla yüzleşeceğini düşünüyor. Demirel’e göre, Diyarbakır Cezaevi’nde din, dil, ideoloji ayrımı yapılmadan eşit işkence uygulandı. 12 Eylül’ün oluşturduğu en büyük yaralardan birinin Diyarbakır Cezaevi olduğunu anlatan Demirel şunları söylüyor: Çayan Demirel, Koray Kesik, Burak Dal, Ayşe Çetinbaş’tan oluşan belgesel ekibi aynı zamanda Adalet Bakanlığı’nın izniyle Diyarbakır Cezaevi’nde oluşturdukları örnek bir koğuşta çekim yapmış. Demirel, koğuşların günümüzde farklı olduğunu; fakat koridor görüntülerini ve cezaevinin genel durumunu o günün şartlarına yakın çekimler yaptıklarını anlatıyor. 2 yıl süren çalışma sonucunda tamamlanan ve 101 dakikadan oluşan belgesel kasım ayından itibaren sinemalarda gösterime girecek. İHA Soldan sağa: Ahmet Türk (CHP Milletvekiliydi), Celal Paydaş (CHP Milletvekiliydi) Mustafa Kılıç (AP Milletvekiliydi, Adalet Bakanı) (Fotoğraf: Faruk Arhan) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Erkek Koğuşları |
| Kadin Koğuşları |