Skip to content

Diyarbakir Zindani

Narrow screen resolution Wide screen resolution Increase font size Decrease font size Default font size
Ana Sayfa
D.bakır Cezaevinde yaşananlar PDF Yazdır E-posta

 Diyarbakır Cezaevi, askeri darbenin en acımasızca yaşandığı ve yaşayanlar
üzerinde hala izleri silinmemiş bir dönemi ifade ediyor.
12 Eylül Askeri darbesinin yaşamın her alanında uyguladığı sindirme
politikalarının en yoğun olarak yaşandığı 'İşkence Okulu' diye tabir edilen
Diyarbakır Cezaevi üzerine yapılan çalışmalar belgeselleştirildi.
Dersim'de yasaklanan '38 Belgeseli'yle tanınan Çayan Demirel,

bu kez 'Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi Belgeseli'yle kendi deyimiyle 'tarihle yüzleşmek' için duyduğu sorumluğu yerine getirmeye çalışıyor.

Diyarbakır Cezaevi'ndeki uygulamaların çok konuşulması ve gündeme gelmesine rağmen bu dönemin titizlikle incelenip bir kaydının tutulmadığını belirten Demirel, gelişmiş ülkelerde bu araştırmaların devletin kendisi tarafından yapıldığı ve hepsinin kayıtlarının en titiz biçimde tutulup muhafaza edildiğini söyledi. Sağlıklı bireylerin sağlıklı toplumlardan çıktığına dikkat çeken Demirel, şunları söyledi: 'Sağlıklı bir toplumun oluşabilmesi içinse toplumun kendi geçmişiyle barışık olması gerekir. Bizim gibi ülkelerde barışık olmayı bir yana bırakın, geçmiş üzerine bir örtü örtüp geçmişte yaşananları mümkünse unutmak ve unutturmak için adeta elbirliğiyle çalışılıyor. Dolayısıyla hiçbir zaman yaşananlarla yüzleşmek ve sonrasında da yüzleşmiş ve hesaplaşmış bir toplum olmanın onuruyla geçmişimizle barışamıyoruz bir türlü. Dolayısıyla Diyarbakır Cezaevi ülke ve insanlarımızın tarih bilinci anlamıyla ne kadar önemli olduğu tartışılamaz bir somutlukla hala karşımızda bulunmaktadır. Kendimi bir anlamda tarih bilinci karşısında sağlıklı bir toplumun oluşabilmesi için yaşananlara karşı sorumlu hissediyorum. Kısacası ben de bu nedenlerden dolayı resmi ideolojiyle hesaplaşma alanı olarak önce 1938'de Dersim'de yaşananları konu alan bir belgesel çalışması ve şimdi de 1980-84 Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi'ni anlatan belgesel çalışması yapma ihtiyacı duydum.'

Demirel, 1980-84 Diyarbakır Cezaevi'nde yaşananların olgusal bir bütünlük içinde ele alınması gerektiğini belirterek, 'Kısacası 20. yüzyılın başı itibariyle oluşmaya başlayan Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1980 askeri darbesine ve cezaevinde yaşananlara ve günümüze kadar olgusal bir bütünlük içersinde devamlılığını sağlamıştır. Devletin kuruluşundaki tepeden inmeci tavır ve üslup kendini 1980 askeri darbesinde de göstermiştir. Bu dönem aynı zamanda 1930'lardaki güneş dil teorisi, resmi tarih tezinin hayata geçirildiği bir alan olarak da görülebilir. Kürtler açısından da trajedi değişmemiştir' dedi.

Diyarbakır Cezaevi'ne ilişkin bugüne kadar çok çalışma yapıldığını vurgulayan Demirel, hazırladığı belgesel için o yıllarda cezaevinde yaşayan birçok kişiyle görüşüldüğünü belirterek, 'Biz de farklı bir belgesel yapıyoruz belki ve bu sayede o yıllarda cezaevinde yatan çok farklı çevrelerden insanlarla görüşebildik. Hatta bu bazen tepkilere de neden oluyordu, hatta bazıları bir diğeri var diye konuşmayı kabul etmedi mesela. Ama bunların hiçbirisi bizim çıkış noktamızı etkilemedi. Kararlarına saygı duymak dışında bir şey yapmadık elbette' diye konuştu. Diyarbakır Cezaevi gerçeğini yaşayan binlerce insandan sadece çok küçük bir kısmı ile görüşebildiklerine söyleyen Çayan Demirel, bazılarının ise aradan geçen onca yıla rağmen konuşmak istemediklerini ifade etti. Halen korku içinde yaşayan tutukluların olduğuna işaret eden Demirel, 'Bazıları da gerçekten hala adeta bir travma içinde olmalarından kaynaklı psikolojik olarak konuşacak durumda değillerdi' dedi.

Elliye yakın röportaj

Demirel, belgeselin süresinin yaklaşık 90 dakika olduğunu belirterek, belgeselin oluşması için yüze yakın tanıkla görüşüldüğünü ve elliye yakın röportajlardan kesitler kullanıldığını söyledi. Demirel, şunları belirtti: 'Aktüel olarak 1980-1984 yılları arasında uygulanan sistematik işkenceleri tanıkların anlatımıyla aktarmaktadır. Aynı zamanda da bir toplum için kutsal olan bayrak ve ulusal marşın bu cezaevinde nasıl bir baskı ve işkence aracına dönüştüğünü, insanların kimlik, kişilik ve benliklerini nasıl yok edilerek tek tipleştirilmek istendiklerini belgeselde özet olarak görüyoruz. Konuşan tanıkları, toplumun tüm sınıf katmanlarından insanlar oluşturuyor. Bu dönem gezi rehberliği yaparken, turistlere Van Ahtamar Kilisesi'nin ve bölgenin tarihini anlatmasından dolayı tutuklanan ve cezaevinde yatan bir Alman vatandaşının yaşadıkları belgeselin ilginç kısımlarından birini oluşturuyor. Müzik olarak ise o dönem cezaevinde tutukluların Kürtçe söylediği Klamlar ve Nizamettin Arıç'ın şarkıları kullanıldı.'

Belgeselin Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde gösteriliyor olmasına da değinen Demirel, 'Toplumun tüm kesimlerine ulaşmak festivallerde daha mümkün. Ancak bu festival ve diğer festivallerde de belgesel filmlerin daha küçük salonlarda gösterilmesi ve tanıtımlarına diğer festival filmlerine oranla daha az yer verilmesi gibi durumlar, festivalin daha çok kurmaca film festivali gibi olmasını sağlıyor. Tabii bu durumun sadece festival tertibini yapanların tercihi değil, izleyicinin belgesele büyük rağbet gösteriyor olmamasının sonucu olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bu İstanbul Film Festivali özelinde olan bir şey değil, bugün bütün dünyada belgesel film hep geri planda kalıyor maalesef. Buna rağmen ilginin büyük olduğunu gördük şimdiden. İlk gösterimin biletleri daha satışa çıktığı gün tükendiğinden festival komitesi ikinci bir gösterim daha organize etti, bu anlamda da IKSV'ye teşekkür etmek istiyorum' dedi. Demirel son olarak belgeselin 19 Nisan'da Pera Sineması'nda gösterime gireceğini söyledi.

İSTANBUL - DİHA

 
< Önceki   Sonraki >