Skip to content

Diyarbakir Zindani

Narrow screen resolution Wide screen resolution Increase font size Decrease font size Default font size
Ana Sayfa
D.Bakır Cezaevi Yıkılacak PDF Yazdır E-posta

 12 Eylül sonrası işkence ve isyanlarla gündeme gelen Diyarbakır Cezaevi şehir dışına taşınıyor. Yerine de 5 yeni okul ve spor tesisleri yapılacak
Hükümet,Kürt açılımı kapsamında sürece destek verecek ilk somut projesini açıkladı. Diyarbakır'ın Bağlar semtinde bulunan ve 12 Eylül 1980 darbesi ile beraber işkence ve isyanlarla gündemden düşmeyen Diyarbakır Cezaevi'nin şehir dışına taşınması kararı alındı. Tekrar tekrar hafızlarda tutmamak için yıkılıp bir anıt yapılması lazım. Resim Esat yüzabaşı Esat oktay Yıldıran 

 Cezaevinin yerine Anadolu Lisesi, iki ilköğretim okulu, bir anaokulu ve iki spor tesisinin yer aldığı büyük bir eğitim kampusu inşa edilecek. Toplam 24 trilyon liraya mal olacak bu projeyle birlikte, Diyarbakır'da sınıf başına 77 olan ortalama öğrenci sayısı 50'ye inecek. Tarım Bakanı Mehdi Eker, "Milli Güvenlik Kurulu'nda bu çalışmaların sürdürülmesi yönünde tavsiye kararı alındı. Biz de üzerimize düşeni yapacağız. Diyarbakır Bağlar Cezaevi'ni şehrin dışına taşıyoruz" dedi.

24 MİLYON TL KAYNAK
Diyarbakır İl Eğitim Müdürlüğü'nden alınan bilgiye göre, cezaevi Ergani yolu üzerinde Adalet Bakanlığı'na ait bir araziye taşınacak. Cezaevinin şu anki yerine de 5 yeni okul yapılacak. Anadolu Lisesi, genel lise, 2 ilköğretim okulu ve bir anaokulundan oluşacak proje için 24 milyon lira kaynak aktarılacak. Toplam 46 dönüm arazi içerisinde yapılacak eğitim kampusu ile öğrencilere spor tesisi imkânı da sunulacak. Basketbol ve voleybol sahalarının yer aldığı tesiste sporcular da yetiştirilecek. Okulların faaliyete başlamasıyla birlikte Diyarbakır'ın Bağlar semtinde de sınıf başına düşen öğrenci sayısı 77'den 25'e inecek. Okullarda öğrencilere ikili eğitim verilirken, genel lise 40 derslik, anaokulu 5 derslik, Anadolu Lisesi 24 derslik, ilköğretimler de 24'er derslik olacak.

 Diyarbakır Cezaevi işkencenin üssüydü

Atilla KORKMAZ-Hüseyin KAÇAR DİYARBAKIR/ SABAH
22.08.2009

Diyarbakır Cezaevi, adını 12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra yaşanan korkunç işkenceler ile duyurdu. Öyle ki The Times gazetesi tarafından 29 Nisan 2008'de 'Dünyanın en kötü 10 cezaevi' içerisinde gösterildi. Cezaevi'nin binlerle ifade edilebilecek kadar mağduru var. Cezaevi mağdurları bir süre önce internet üzerinden haberleşerek o günleri kamuoyuna duyurabilmek için bir site kurdu.

"KENDİNİ TANRI SANIRDI"
Cezaevinde yapılan işkencelerin süre ve içerik olarak yoğun biçimde yaşandığı, sınırı olmadığı biliniyor. Cezaevinin en tanınmış işkencecisi olarak ise yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran gösteriliyor. Köpeği 'Co' ile anılan Yıldıran için o dönem cezaevinde yatanlar, "Kendini Tanrı sanırdı. Güç ile her şeyi yapabileceğine inanırdı" ifadelerini kullanıyor. "Cezaevinin baş celladı" olarak gösterilen Yıldıran'ın, dönemin 7. Kolordu Komutanı Korgeneral Kemal Yamak ile birlikte Kıbrıs'ta görev yaptığı biliniyor. Yıldıran tarif edilirken, "40 veya 42 yaşlarında, kumral orta boylu bir adamdı. İnsanlara işkence yaptırmaktan zevk alırdı" deniliyor. Esat Oktay Yıldıran'ın Diyarbakır Cezaevi'nde görev yaptığı dönemin, Türkiye cezaevleri tarihinin en karanlık dönemi olduğuna dikkat çekiliyor.

TANIKLAR ANLATIYOR
Yıldıran'ın Diyarbakır Cezaevi'nde suçlu-suçsuz, örgüt mensubu-sempatizan ayrımı yapmadan insanları ağır işkencelerden geçirmesinin, 1984'te ortaya çıkan PKK'nın büyüyüp gelişmesinde büyük etki yaptığı iddia ediliyor. Dönemin canlı tanıkları, o günleri şöyle anlatıyor: "Koğuşlardan hücrelere alınan mahkûmlar, demirlere bağlanarak, kalaslarla, zincirlerle ağır işkencelere maruz kaldı. Bu uygulamalarda mahkûmların çoğu kan kusuyordu. İşkence sahneleri diğer mahkûmlara da izletiliyor, bu görüntülere dayanamayıp başlarını çevirenler işkence sırasına alınıyordu. Bazı mahkûmlar işkencelere dayanamayarak intihar ediyordu. Mahkûmlar hücrelere sıkıştırılıyor, üzerlerine lağım suları dökülüyor, koğuşlarda kimi mahkûmlara fare ve insan dışkısı yediriliyor, koğuşlarda birbirine tecavüz etmeleri için işkence yapılıyordu. Ölüm orucu ve diğer direnişlerde bulunan tutuklu ve hükümlüler, ölümü kurtuluş olarak görüyordu." Yüzbaşı Yıldıran'ın cezaevinde işkence uyguladığı kişiler arasında Ahmet Türk, Celal Paydaş, Mustafa Çakmak gibi isimler de bulunuyordu. Bu kişilerden, 12 Eylül öncesi CHP Mardin Milletvekili olan Türk, halen DTP Eşbaşkanlığı görevini sürdürürken, 15'inci dönem CHP Şanlıurfa Milletvekili Celal Paydaş, gördüğü işkencelerin etkisi sonucu kalp krizi geçirerek 13 aralık 1988'de henüz 48 yaşında yaşamını yitirdi. Bir dönem Adalet Bakanlığı görevinde de bulunan Adalet Partili (AP) Mustafa Çakmak ise cezaevinden çıktıktan sonra bir daha siyasete dönmedi. Çakmak, 2005'te hayatını kaybetti.

"DAĞA ÇIKARDIM"
Diyarbakır Cezaevi'nin mağdurlarından biri de eski Mardin milletvekillerinden Nurettin Yılmaz'dı. Yılmaz, yıllar sonra bir röportajında o günlerden söz ederken, "Diyarbakır Askeri Cezaevi Komutanı Binbaşı Esat Oktay Yıldıran, eliyle koğuşları göstererek 'binleri kuzu gibi ıslah ettik' dedi. 'Tam tersine, hepsini patlamaya hazır birer bomba haline getirdiniz' diye karşılık verdim. Eğer evli, 7 çocuk babası olmasaydım, sorumluluklarım olmasaydı, bekâr olsaydım Diyarbakır cezaevinden çıkınca elime silah alıp dağa çıkacaktım." diyordu. Diyarbakır Cezaevi'nin en bildik konuklarından biri de kuşkusuz, işkence sırasında insan dışkısı yedirildiği için dişlerini çektiren Diyarbakır'ın köklü ailelerinden birine mensup işadamı Felat Cemiloğlu'ydu. Hasan Cemal'in "Kürtler" kitabına da konu olan Felat Cemiloğlu, cezaevi günlerini anlatırken, Esat Oktay Yıldıran'ın 'Co' isimli köpeğine tekmil verdiklerini ifade etti. Cemiloğlu bu konuyu anlatırken, "Co'nun karşısında, 'Felat Cemiloğlu, Diyarbakır, emret komutanınım' tekmilini çok yüksek sesle ve topuk sesiyle veriyorduk, Co tekmili beğenmezse havlıyordu ve Co'yu memnun edemediğimiz için cezalandırılıyorduk." İnsan dışkısı yedirildiği için dişlerini cezaevindeki arkadaşına iple çektirdiğini de kaydeden Cemiloğlu, bu olayı anlatırken şöyle diyordu: "Tek ayak üstünde, duvar dibinde duruyorum. Ceza! Ama bir süre sonra yoruluyorum. Ayağım düşüyor yere, tutamıyorum. Emre itaatsizlik! Cezası: Duvarin dibinde, kanalizasyonun kapağını kaldırdılar, bir avuç bok alıp ağzıma attım. Sonra ağzımda pislik hazır ola geçtim, öylece duruyorum. Kıpırdamak yok. Temizlemek yok. Yere tükürmek yok. Öylece ağzın kapalı, kımıldamadan ayakta, hazırolda bekliyorsun. Bir süre sonra bıraktı, içeri girdim. Elazığlı arkadaş, ismi Ramazan. Allah razı olsun, bazı dişlerimi iple çekti. Çünkü temizleyemedim dişlerimi... Altın kaplama olan iki dişten birini cebine attı, birini bana verdi hatıra olarak. Hapisten çıktıktan sonra ilk işim dişçiye gidip takma diş yaptırmak oldu."

"EBU GARİP GİBİYDİ"
Belediye İş Sendikası Diyarbakır Şube Başkanı Vezir Perişan, Diyarbakır Cezaevi'nde işkencenin baş sorumlusunun yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran olduğunu belirterek, "Irak'ta yaşanan Ebu Garip vahşetini o dönem biz Diyarbakır'da yaşadık" diyor. 12 Eylül darbesi öncesinde Diyarbakır'da İşçi Partisi'ne üye olduğunu, siyasi çalışmaları nedeniyle tutuklanarak 2.5 yıl hapis cezası aldığını ifade eden Perişan, yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "Cezaevinin koridoruna bizi çıkarıyorlardı. Karşılıklı durduğumuz arkadaşlarımıza tokat atmamızı istiyorlardı. Biz bunu yapmayınca ağır işkencelere maruz kalıyorduk. 
 
 
 Yıldıran'ın işkenceleri PKK'nın temelini attı

Nevzat ÇİÇEK HABER MERKEZİ
22.08.2009

Diyarbakır Cezaevi'nin "Allah"ı, mahkûmların kendi deyişiyle binbaşı Esat Oktay Yıldıran'dı. Yıldıran Diyarbakır Cezaevi'nde 7'nci
kolordu komutanı Kemal Yamak'ın verdiği geniş yetkilerle cezaevi iç güvenlik komutanı olarak görev yaptı. Cezaevinde her zaman
komando elbiseleri ve "Co" isimli köpeği ile dolaşıp akla hayale gelmeyecek işkenceler uygulayan Yıldıran'ın işkence tezgâhlarından Ahmet Türk, Celal Paydaş, Mustafa Çakmak, Orhan Miroğlu, Selim Çürükkaya, Şükrü Gülmüş, Nurettin Yılmaz gibi sonradan milletvekilliği yapacak olan bir çok isim de geçti.

34 MAHKUM ÖLDÜ
Mahkûmları hücrelere sıkıştırmak, üzerlerine lağım suları dökmek, kimi mahkûmlara fare ve insan dışkısı yedirmek Yıldıran'ın en sevdiği işkence metotlarıydı. Yıldıran'ın uygulamalarına karşı koyan mahkûmlar, ölümün bir kurtuluş olduğunu düşünüyordu. Cezaevinde yaklaşık 34 mahkûm öldü. Bunlar arasında 16 mayıs 1982 tarihinde Ferhat Kurtay, Necmi Öner, Mahmut Zengin ve Eşref Anyık kendilerini yakarak hayatlarına son verirken, Mazlum Doğan, Kemal Pir, Bedii Tan, Necmettin Büyükkaya, Remzi Aytürk gibi isimler ya kendini astı, ya açlık grevinde ölda ya da tekme ve yumruklarla öldürüldü.

1988'DE ÖLDÜRÜLDÜ
Yıldıran 22 Ekim 1988 tarihinde, İstanbul Kısıklı'da bir belediye otobüsünün içinde, kafasına sıkılan üç kurşunla öldürüldü. Tetiği çeken kişi tetiği çekmeden önce Yıldıran'a, cezaevindeki işkence mağdurlarından olan ve ölüm orucunda yaşamını yitiren, "Laz Kemal" olarak bilinen Kemal Pir'in selamları olduğunu söyledi. Yıldıran'ı öldüren kişi olarak, sonradan itirafçı olacak olan Alaattin Kanat'ın ismi geçerken, kendisi de cezaevinde işkence gören Selim Çürükkaya ise gerçek katilin o olmadığı görüşünde. Esat Oktay Yıldıran'ın işkencelerinden kurtulan kişilerin bir kısmı daha sonra soluğu yurt dışında alacak ve PKK'nın ana gövdesini oluşturacaktı. 
 
 
 Diyarbakır Cezaevi işkencenin üssüydü
DTP'li Türk: Tüylerim ürperiyor
Yıldıran'ın işkenceleri PKK'nın temelini attı
DTP'li Türk: Tüylerim ürperiyor

22.08.2009

Diyarbakır Cezaevi'nde işkence gören DTP Genel başkanı Türk o dönem CHP milletvekiliydi. Türk, "Bu acı anılar unutulmuyor" diyor
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk: 12 Eylül döneminde birçok aydın ve siyasetçi bu cezaevine atıldı. Bu insanlara yapılan işkenceler, çığlıklar sokaklardan duyuluyordu. Sabahın köründe insanları uyandırıp belinde kalaslar kırdılar. Tırnaklarını çektiler. Bu çığlıkları mahalle sakinleri bile duyuyordu. Tabii ki son dönemde bu tür olaylar yaşanmıyor. Ancak geçmişte yaşanan bu acılar hafızamızdan silinmiyor. Diyarbakır'a geldiğimde ve cezaevinin yakınlarından geçtiğimde tüylerim diken diken oluyor.
DTP Muş Milletvekili Sırrı Sakık: Muş ve Ulucanlar Cezaevi'nde yattım. Diliyorum ki bütün cezaevleri okula dönüşür. Diyarbakır Cezaevi'nin şehir dışına taşınması ve okula dönüştürülmesi çok önemli. 12 Eylül hesaplaşması adına yapılıyorsa daha da önemli bir adım. Bu cezaevi müzeye dönüştürülmeli. Bu, burada yakılan, işkence gören, b.k çukurlarına atılan insanlardan, geçmişten özür dilemek olur.
DTP Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş: Bağlar Cezaevi'nde tutuklu yatmadım ama avukat olarak yıllarca girip çıktım. Burası mutlaka boşaltılmalı. Sivil toplum örgütleri ve bu cezaevinde yıllarca işkence görenlerle konuşularak okul mu, müze mi olmalı karar verilmeli. Bağlar Cezaevi tarihi işkencelerle geçti. Uzun zamandır boşatılması gündeme geliyor. Daha önce Saraykapı'daki cezaevi boşaltılmıştı ve müze çalışmaları başlatıldı. Umuyoruz ki şehrin göbeğinde kalan bütün cezaevleri Ulucanlar gibi boşaltılır.
DTP Hakkari Milletvekili Hamit Geylani: Cezaevinin taşınması, boşatılması şehrin çehresini değiştirecektir. Özellikle Diyarbakırlılar'ın psikolojisi, yaşanan olaylar, işkencelerin izleri silinmiş olacak ve orada oturanlar bu demokrasi dışı olayları hatırlamamış olacaklar. Diyarbakır halkına işkence sembolü bu cezaevini kaldırarak önemli bir adım atılmış olur.

YIKILIP ANIT YAPILSIN
Babası Bedii Tan'ı Diyarbakır'da işkence sonucu kaybeden siyasetçi yazar Altan Tan: Burada insanların namusu, şerefi, haysiyeti her şeyi zedelendi, ölüm birçoğu için kurtuluş oldu. İşkencelerde şahısların da ötesinde komple sistem suçlu. Diyarbakır Cezaevi'nde yatan bütün insanlardan ve ailelerinden, Cumhurbaşkanı, Başbakan, özellikle Genelkurmay Başkanı ve Diyarbakır Kolordu Komutanı imzalı mektupla özür dilenmesi gerekiyor. Diyarbakır Cezaevi'nin kapatılıp bir müze haline getirilmesi lazım. Veya bu acıyı tekrar tekrar hafızlarda tutmamak için yıkılıp bir anıt yapılması lazım.
Türk Tabipler Birliği Onursal Başkanı Gencay Gürsoy: Temel amacımız yaşanmış acıların kayda geçmesi. Diyarbakır Cezaevi, özellikle 1980 sonrası, insanlık dışı muamelelerin, akıl almaz işkencelerin yapıldığı bir yer. Bunların tanıklıklarını tespite çalışıyoruz. Bu, Türk toplumunun geçmişiyle hesaplaşması açısından önemli. Geçtiğimiz askeri seçim dönemlerinde yaşananların yeni kuşaklar tarafından bilinmesine yardımcı olacak. Bu, çok önceden tasarladığımız bir şeydi. 2 yılı buldu.
Prof. Dr. Baskın Oran: Bu komisyona, 12 Eylül faşist yönetiminin neler yapıp, başımızı nasıl belaya soktuğunun yanı sıra insanları nasıl mahvettiğini gösterebilmek için destek verdim. Bunlar sözlü tarih çalışmaları, yarın öbür gün ders kitaplarında okutulacak.
 Diyarbakır Cezaevi nedir? Tıklayınız:

http://www.itusozluk.com/goster.php/diyarbak%FDr+cezaevi
 

 
< Önceki   Sonraki >