Skip to content

Diyarbakir Zindani

Narrow screen resolution Wide screen resolution Increase font size Decrease font size Default font size
Ana Sayfa
5 Nolu esir kampı PDF Yazdır E-posta



Suphi Orak / 1981 yılında Diyarbakır 5 Nolu cezaevinde yatan biri olarak,
Türk Hükümetinin cezaevi binasının yerine Kürt çocuklarına asimilasyon
eğitimi verecek okul yaptırma kararı, Kürtlere yönelik süregelen total
jenosidin “açılım” adı altındaki yeni bir versiyonu olduğunu düşünüyorum.

 

Zaten 5 Nolu cezaevi ta bu güne kadar Kürtleri "ıslah" edici bir "okul" olarak “hizmet” vermiyor muydu!.
 
5 nolu cezaevi; Kürtleri şiddet ve işkence yoluyla öz benliğinden koparma, kimliğinden alıkoyma ve cezaevi adı altında bir "okul" değil miydi.!
 
"Okul" olarak isiminin ayrıca değiştirilmesi de bir anlam ifade etmeyecektir.

Cezaevinin uygulamalarından kaynaklı bütün tutuklular ve tutuklu aileleri topyekün büyük yaralar aldılar. Bunlardan kaynaklı travmalar aşılmaya, yaralar sarılmaya hala devam edilmektedir. İç Güvenlik Amiri olarak işkenceci ve işkenceyi yaptıran Esat Oktay Yıldıran hiç bir tutuklunun hafızasında silinmeyecek derin yaralar açmıştır. 17 yaşımda girdiğim 5 nolu cezaevindeki uygulamaları, işkenceleri, Esat Oktay Yıldıran'ı ve diğer bir çok işkenceceyi asla unutmam mümkün değildir. Bu yazıyı yazarken bile hala tüylerimi diken-diken olmakta.
 
İnsanın insana yaptığı zulmü, baskıyı, vahşeti, duyduğu kin'i, acımazsızlığı, işkenceyi, asimilasyonu, barbarlığı ve her türden militarist-faşizan insanlık ayıbını lanetliyorum.
 
Simasını hayatım boyunca asla unutamayacağım Esat Oktay Yıldıran'ın devletten ve üst düzey amirlerinden aldığı sonsuz yetki ve gücünü, Kürtler üzerinde şiddetle, işkenceyle uygularken müthiş bir zevk aldığı her halinden belli ediyordu. Biz tutuklulara işkence yaptırırken zevk aldığını açıkça söylüyordu ve hatta bir keresinde tanık olduğum ve büyük bir iğrençle hatırladığım bir konuşmasını asla unutamam. Esat Oktay Yıldıran biz tutuklulara yönelik; "1974 Kıbrıs harbinde bir Rum köyüne saldırı düzenledik. Bu köyde başını kestiğim bir Rum çocuğun kanını içtim. Siz Kürtlerin kanını bile içsem doymam" demişti. Varın kendine "insanım" diyen, devletin bu görevlisinin biz tutuklulara karşı neler yaptığını-yaptırdığını siz okuyucular düşünün. Ayrıca bütün davaların mahkemlerine gidişlerinde biz tutuklulara; "mahkeme heyetine, cezaevinden olup-biteni anlatırsanız ananızı ....rim" derdi. Hoş göreceği işkencelere rağmen, "cezaevinden bizlere her gün işkence yapılıyor" denilmesine rağmen, mahkeme heyeti biz tutukluların söylemine ne inanıyor, ne de bu konuda bir girişimde bulunuyordu.
 
Haftanın bir günü ziyaret günlerimiz ise ayrı bir işkenceydi. Çoğu zaman da, ailelerimiz olduğu halde bizlere işkenceler, olmadık küfürler yapılıyordu. Bu yöntem de, aileleri sindirme amaçlıydı. Biz tutuklular ise, işkence ve baskılara rağmen, aile ziyaretlerine hasrettik. Türkçe bilmeyen yakınlarımızla dilsizlerin diliyle, el ve işaretlerle konuşmaya çalışırdık. Bu durumlarda ya ziyaret yarıda kesilirdi ya da hakaretlere, küfürlere maruz kalırdık. Ziyaret çıkışlarından koğuşlarımıza dönüşlerde yerlerde süründürülür, sırtlarımıza jop ve kalaslarla vurulur, vurulan yerlerimizde uzun süre geçmeyen derin iz'ler ve morluklar oluşurdu.

Sonuç olarak; Diyarbakır 5 Nolu cezaevinin "okul ve okullar"a değil, bir tarihin karanlık sayfalarını unutturmayacak, aksine lanetleyecek ve T.C. devletinin geçmişiyle hesaplaşmasını sağlayacak bir müze haline dönüşmesi gerekmektedir.

Suphi Orak

 
< Önceki   Sonraki >