|
"Tarih Kanla Yazılmıştır" - Haluk Yıldızhan |
1959’da Siverek’te doğdu. Diyarbakır Eğitim Enstitüsünden mezun olup çok kısa bir süre öğretmenlik yaptı. Diyarbakır Anti-Sömürgeci Demokratik Kültür Derneği yöneticiliği yaptı. 12 Eyül Askeri darbesinden sonra yaklaşık iki yıl Güney Kürdistan’da kaldı. 1982 yılı Temmuz başlarında yakalanarak 8 yıl hepis cezasına çarptırıldı. 1986 yılının Nisan ayında tahliye oldu. Diyarbakır’dan ayrılmadı. Ticaretle uğraşmaktadır. Unutkanlık, stres şiddetli baş ağrıları yaşamakta ve telsiz sesinden çok rahatsız olmaktadır. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Ali Ekber Gürgöz GözüyleZindan - Bengü Yağıbasan |
 | | 1961 yılında Dersim'in Mazgirt ilçesi' nin Kızılkale köyünde dünyaya geldi. Yazar;6 çocuklu bir ailenin en küçük çocuğudur. Dedesi Zülfü Gürgöz 1938 Dersim isyaninda onbinlerce masum Kürt’ün uğradigi katliam kurbanlarından birisi. Dedesi katledildiği zaman, babası Mehmet Ali Gürgöz henüz 9 yaşında idi. Yıllar geçtikçe Mehmet Ali Gürgöz en zor şartlarda KDP' nin Türkiye temsilcileri Dr. Şivan (Sait Kırmızıtoprak, Sait Elçi, Dr. Nuri Dersîmî) ......
| |
|
Devamını oku...
|
|
|
Cehenneme Giden Yoll - Salahattin Bulut |
Mardin-Derik, 1954 doğumlu. 1979 yılında Mardin Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi. 26 Haziran 1981’de yakalandı; yoğun işkenceler gördü; Gestapo lakaplı ünlü gardiyanın “görevli” olduğu Diyarbakır Askeri Cezaevinin 20. Koğuşunda kaldı. 8 yılını bu cezaevinde geçirdi... şimdi İstanbul’ da bir kitapçı dükkanı var. Bel fıtığı, romatizma, görme bozukluğu; kol ve bacaklarında uyuşma ve ağrılar, boyun ve omuzlarında kireçlenme gibi sağlık sorunları yaşamakta. |
|
Devamını oku...
|
|
|
12 Eylül Devam Ediyor- İş adamı |
İşadamı : 1960'ta Elazığ'da doğdu. Diyarbakır Eğitim Enstitüsünde 1. sınıf öğrencisiyken Diyarbakır-Bağlar'da bir olayla ilgili hakkında verilen bir ifade üzerine 1979 Haziran ayında yakalandı, 10 gün soruşturmada kaldı. Burada gördüğü işkenceler nedeniyle yürüyemez hale geldi. Diyarbakır Cezaevindeyken 12 Eylül Darbesi oldu. Diyarbakır Cezaevine has olan ve 1980'den 1983'e kadar süren uygulamaları yaşadı, gördü. Hala telsizlerden duyduğu ses onu rahatsız ediyor, adeta tekrar o günlere götürüyor. |
|
Devamını oku...
|
|
1980 yılının Mart ayında girdiğim Diyarbakır askeri cezaevinden 1984 Ekiminde çıktım. Yani bu cehennemde yaşanan benzeri görülmemiş vahşetin hepsine, başından sonuna kadar tanığım. Başka bir isim bulamadığımız için ceza evi dediğimiz bu yeri adlandırmak için hâlâ uygun sıfatı bulabilmiş değilim. Cehenneme giden süreç bir yemek duası ile başladı. Ardından ‘andımız’, İstiklal Marşı, Atatürk’ün gençliğe Hitabesi derken 56 adet marşı ezberlettiler. İlginçtir, cezaevinden çıktıktan sonra götürüldüğüm askerlik süresi boyunca hiç askeri marş okumadım. Oysa bize okutulan bu marşlar askeri marşlardı ve doğal olan da bu marşların askerlik yaptırılanlara okutulması idi. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Beni paspas gibi yaptılar- Mehmet Ece |
Mehmet Ece: 1957'de Van'da doğdu. 1979'da Van Eğitim Enstitüsünü bitirdi. 12 Eylül Darbesinden önce, Van'da yayınlanan 30 bin tirajlı Jîna Nû dergisinin sahibiydi. Daha sonra darbenin lideri olan o dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, Jîna Nû dergisine "özel bir ilgi" gösterdi. Ece, dergi faaliyetleri nedeniyle18 Ocak 1980'de eve yapılan bir baskında yakalandı. Van'da bir hafta işkenceli soruşturmada kaldıktan sonra, Diyarbakır Kurtoğlu Merkez Komutanlığına gönderildi. Kurtoğlu'nda da bir aya yakın soruşturmada kaldı. Falakaya yatırıldı, çırılçıplak Filistin askısına alındı, elektrik verildi, tekere konuldu, üzerine su dökülüp soğukta bekletildi, aç ve susuz bırakıldı. Soruşturmadan sonra Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından tutuklandı. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Teslim Olmayabilirdik - Behlül Yavuz |
Behlül Yavuz : Kürdlüğümle ve insanlığımla tanışmam 1969-1970’lerin başlarında, Çermik’in Bistin (Aynalı) köyünden gelip Diyarbekir’e yerleşmemizle oldu. Türkçe’yi öğrenmek için yoğun bir biçimde kitap okuyordum. Kitap okumam o dönem bazı abilerimizin dikkatini çekmişti. Onların kanalıyla Kürdlüğümle ve insanlığımla tanıştım. O dönemler herhangi bir Kürd grubu olduğunu bilmiyordum. T-KDP vardı. O da aşırı derecede illegaldi ve benim yaştakilerin görebileceği bir faaliyetleri yoktu. Aydınlık dergisi piyasada çok dağıtılıyordu. Aydınlık’la tanıştım." |
|
Devamını oku...
|
|
|
Vahşice muamelelere tabi tutuldum - Ahmet Acar |
Sayın Ahmet Acar Mardin doğumlu, kısacası KUK olarak bilinen bir Kürt örgütünün taraftarı olmak gerekçesi ile tutuklandı. D. Bakır zindanına konuldu, sorularımıza çok net olarak yanıtlar verdi. Cehennemden kurtulduktan sonra doğduğu yere geri döndü, şu anda Müteahit olarak çalışmaktadır. |
|
Devamını oku...
|
|
Avukat: 1961 yılında Mardin’in bir kazasında doğdu. Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi 1'nci Sınıf öğrencisiyken hakkında verilen bir ifade nedeniyle 1980 yılı Martında polis tarafından yakalandı, 8 gün soruşturmada kaldı. Soruşturmada, bilinen klasik işkence seanslarının tümünü gördü: Elektrik, falaka, lastik ve askı. Yaklaşık 4.5 yılını Diyarbakır Cezaevinde geçirdikten sonra 1985'te tahliye oldu ve davası beraatla sonuçlandı. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini birincilikle kazandı ve birincilikle bitirdi; şimdi ise avukatlık yapıyor. |
|
Devamını oku...
|
|
|
D.Bakir Zindaninda Ermeni Olmak - Selim Cürükkaya |
"On metre kadar yukarıda başüstü bağlayıp gittiler! Kanı damla damla beton zeminin üzerine düşüyordu. Düşman merhametsiz ve zalimdi Biz ise o an geçici bir çaresizlik içindeydik! Ve M. Xan anasının mensup olduğu ırka reva görülen acıyı çekiyor. Esaret altında doğup yine esaret altında ölen babasının diliyle Allahı çağırıyordu: „Xuedeyoooooo!...."
| |
|
Devamını oku...
|
|
|
Diyarbakır Cezaevi - Onur Günay |
|
Şiddetin Eleştirisi’nde Walter Benjamin, hukukun şiddet tekeline olan ilgisinin kanuni amaçları korumak niyetinden ziyade, hukukun kendisini korumak niyetiyle ile ilgili olduğunu yazar. Benjamin’e göre şiddet hukukun tekelinde olmadığı müddetçe, elde etmek için uğraşacağı amaçlarla değilse de sadece hukukun dışındaki varoluşu ile hukuku tehdit eder. “Şiddet, bir araç olarak ya hukuk yapıcı ya da hukuk koruyucudur” [1] . |
|
Devamını oku...
|
|
|
Sakine Arat anlattı: Zaman gazetesi |
Sakine anayı iyi tanırım. Çünkü Oğlu Tacettin Arat’la yıllarca bitişik hücrelerde kalmıştık. Büyük oğlu Cemal, 1980 öncesi samimi arkadaşımdı. İkisininde trajedisini çok yakından biliyorum. Sakine ananın yüreği yangın yeri, dertleri ağrı dağı gibi, gözyaşları kurumuştur şimdi, cezaevinden tahliye olduğumda Sakine anaya Cemal’ın öyküsünü yazacağıma dair söz vermiştim. Sakine ananın „cemali“ mi anlat diyen sesi hala kulaklarımda. Ve sakine ana dertlerini anlatmış bir gazeteciye. Selim Çürükkaya |
|
Devamını oku...
|
|
|
Kemalizmi hiç sevmedim - Av. Hüseyin Yıldırım |
|
Sayın Avukat Hüseyin Yıldırım, Diyarbakır cehenneminden çıkar çıkmaz, artık avukatlık yapmanın mümkün olmadığını anladı ve yurt dışına çıktı. İlk olarak Diyarbakır cehennemini kaleme aldığı kitabıyla anlattı. Pek çok Avrupa ülkesinde yaptığı basın toplantılarıyla konuyu gündeme getirdi. Yirmi yedi yıl sonra kendisiyle Diyarbakır cehennemini tekrar görüştük, işte yanıtları: |
|
Devamını oku...
|
|
|
"Yeter Bokuma Karışma!" - Cemal Miran |
Cemal Miran, henüz çok geçken tutuklanarak Diyarbakır cehennemine konuldu. Burada kendisine öylesine işkenceler yapıldı ki tahliye olduktan sonra İsviçre’ye sığındı, hayatı film oldu. Yönetmen Yusuf Yeşilgöz „Duvara karşı açlık grevi“ adını verdiği filmle Miran’ın yaşadığı trajediyi ve cehennemi anlattı. Büyük yankı yaratan film, bu güne kadar 3 Sat, SF1, SF2, ZDF gibi televizyon kanallarından milyonlarca kişi izledi. Biz Cemal Miran ile kısa bir söyleşi yaptık |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yaşadıklarımın adını koyamadım - Mesut Baştürk |
|
Sorduğumuz sorulara dördüncü olarak cevap veren Sayın Mesut Baştürk, Diyarbakır cezaevinde „vahşet dönemi“ olarak adlandırılan zaman diliminde kaldı. Tahliye olunca İstanbul’ a yerleşti. Bu yıl „Polat, Esat, Azat“ adını taşayan bilim kurgu türünden bir kitabı Türkiye’ de yayınlandı. Bu kitapta Diyarbakır cezaevinde yaşadıklarını ve tanık olduklarını anlatan Baştürk, Diyarbakır cezaevinde olan bitenlerin hala bir türlü anlaşılamadığından şikayetçidir. Biz kendisyle yaptığımız söyleşiyi cezaevi arkadaşı Orhan Miroğlu ile birlikte çekilmiş bir fotoğrafla birlikte veriyoruz: |
|
Devamını oku...
|
|
|
Mirov nikare bir bıke - Bube Eser |
"12 Eylül askeri darbesi döneminde Diyarabakır cezaevinde yatmış, orada işkence görmüş, tahliye olduktan sonra tanınmış kürtlerle roportaj yapmayı düşündük. Bu insanlar 27 Yıl sonra neler düşünüyorlar, nelerin yapılmasını istiyorlar. Sorularımızı yönelttiğimiz üçüncü kişi Gardiyan Romanının yazarı Bube Eser' dir. Biz sorularımızı türkçe olarak sorduk fakat kendisi türkçe okumama ve konuşmama karında olduğu için yanıtlarını kürtçe olarak verdi. izde bu kararına saygı duyarak olduğu gibi yayınlıyoruz. www.diyarbakirzindani.com sitesi çalışanları adına Selim Çürükkaya" |
|
Devamını oku...
|
|
|
Ne Mutlu İnsanım diyene Şükrü Gülmüş |
Ben birey olarak Kürd haklarını kabul eden her Türkle yaşamaya hazırım. İstesem istemesem de bir yanım Türkleşti. Hatta sevgili yazar arladaşım Sever IŞIK’ın söylemiyle bizim gibi Kürdler Psikolojik Kürdüz artık. Lakin Kürd yanımızdan asla vezgeçmeyiz. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Kemalizmin cehennemi- Aysel Çürükkaya |
|
"Aslında bu konuda çok geç kaldık diyebilirim. Hitler'in ölüm kampları nasıl teşhir edildiyse yolunu yöntemini öğrenip, bu cehhenemde olup bitenleri bütün dünyaya alnlatmak gerekiyor diye düşünüyorum.
Hatta buradan film yapımcılarına ve sanatçılara bir çağrım da vardır: Lütfen bu cehennemin bir filmini yapınız artık!" |
|
Devamını oku...
|
|
|
Bazen bir yere... Yılmaz Odabaşı |
Yirmi beş yıl sonra dönüp baktığımda: “Kurallar, yasaklar ve yasalar, çoğu za- man sadece kural, yasak ve yasa olduğu için yürürlüktedir”; ama derinizin altından benliğinize, ömrünüze giydirirler bunları… Önceleri vahşi kısraklar gibisinizdir; eyerlenmek, mahmuzlanmak katlanılmazdır ve kimse ömrünüze gardiyan olsun istemezsiniz. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Diyarbakır Zindanından Çizgiler - Nihat İlbeyoğlu |
|
"Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananların, “insanlık anlayışıyla insanlık dışı anlayışların keskin savaşımı” olarak algılanmasını istiyor Tak. Kendisinin de direnen tüm insanlar gibi, Diyarbakır Cezaevi “mağduru” olarak değil de bir “insanlık hareketi direnişçisi” olarak bilinmesini istiyor.." |
|
Devamını oku...
|
|